Siyasi muhalefet nasıl zehirleniyor? #ankara

6’lı Masa denemesi ve “kulak çekme polemiği” gösterdi ki Türkiye‘de siyasi muhalefet dış etkenlerle “enfekte oluyor.”
Muhalefet partilerinin siyaset zeminindeki kısırlığı, geniş halk kitlelerine yönelik politika üretmede veya ikna etmede yetersiz kalması hakikaten sıkıntılı durumlara sebebiyet veriyor.
Peki, ne oluyor?
Muhalefet rolü siyasi alandan çıkıyor ve bilhassa kayıt dışı siyaset unsurlarının yörüngesine giriyor. Bir başka anlatımla, siyaset dışı her türlü muhalif odak, kendi şahsi ya da örgütsel ajandasını veya kin, nefret ve öfkesini olduğu gibi muhalefetteki siyasi partilerin üstüne boca ediyor. Siyasi muhalefet boşluğunu doldurmaya soyunan bu aktörlerin küçük hesapları ister istemez parlamentodaki siyasi partileri de etkisi altına alıyor. Bu yüzden, toplumun gerçek beklenti ve ihtiyaçlarını, eleştiri veya itirazlarını dinlemesi, fitneyi filtreden geçirerek siyaset eliyle devlet mekanizmasına aktarması gereken muhalefet partileri, asli fonksiyonunu yerine getiremez duruma düşürülüyor. Muhalefetin gündemini hatta dilini zehirleyen süreçler, haliyle ülkenin genel siyasetinin sağlığını bozuyor, kendi karşıtlığını da üretip yayıyor. İktidar partisi mecburen bilgi kirliliği ile mücadeleye ağırlık veriyor. Bu kez muhalif tarafın aktivist isimleri güya tabanda prim yapmak adına cesaretleniyor… Siyasi üslup, nezaket ve davranışlar yaralanıyor. Günün sonunda, iktidar-muhalefet ayrımı olmaksızın tüm partilere ve vekillere olan güven sarsılıyor.
Muhalefetteki siyasi partilerle muhtelif muhalif merkezler arasında doğrusal olmaktan çıkıp tersine etkileşimle işleyen mekanizma, en son sorunlu örneğini, İYİ Parti ile CHP arasında gösterdi. İYİ Partili Yavuz Ağıralioğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun giderek belirginleşen aslında dayatılan cumhurbaşkanı adaylığı karşısında, masa içi tartışmayı tetikleyecek ifadeler kullandı. Bu siyasal çıkış, CHP Grup Başkanvekili Engin Altay‘ın, İP Genel Başkanı Meral Akşener‘e çağrısı ve “kulak çekme” talebiyle giderek tırmandı.
İyi de neden böyle oldu?
Elbette, meselenin özünde “kazanacak aday” arayışının olduğu bir gerçek.
Fakat iş bununla da sınırlı değil.
6’lı Masa’ya, CHP üzerinden ayar veren sosyal medya fenomenleri, yazarlar, eski siyasetçiler, akademisyenler, sivil toplum görünümlü ama dış güdümlü kuruluşlar, Kemal Bey’in eşkâlini çizmeye, Masa’nın Misyonu’nu belirlemeye çalışıyorlar. Kabul edelim ki azınlık bir grup olmalarına rağmen tesir güçlerinin çarpan etkisini Ankara nezdinde hissettiriyorlar. Hal böyle olduğu içindir ki potansiyel diğer adaylar da boş durmuyorlar. Onlar da açık/örtülü araçlarla finanse ettikleri medya ajanlarını sahaya sürüyorlar. Böylece siyaset masası, her biri müstakil çıkarlar peşinde koşan ve bu hedeflerini ise yatırım yaptıkları isimler sayesinde hayata geçirmeye uğraşan karmaşık ilişki ağlarının ipoteğine sokuluyor.
Demem o ki
Klasik demokrasi teorisindeki baskı ve etki grupları modeli, Türkiye tecrübesinde kitaplardaki gibi işlemiyor. Kamuoyu nabzını tutarak siyasete taşıması gereken muhalefet partileri maalesef, siyaset dışı küçük grupların özel ajandalarını takip eden hiziplere bölünüyor. Kimin gücü ve temsilcisi fazla ise dönemsel olarak parti içinde o fikir ve hedefler ağırlık kazanıyor. Ama bir süre sonra fırsatını kollayan diğer gruplar da ellerindeki kartları açıyor. Muhalefet, milletle hemhal olmak yerine “halk için halka rağmen” iddiasındaki çevrelerin etrafında patinaj yapıyor, ülkeye hakiki manada katkı sağlayamıyor. İktidar bloku ile muhalefet bloku arasındaki “asimetrik dengenin” düzelmediğini gören toplumun bir kesimi giderek marjinalleşiyor, kuralsız sosyal medya operasyonlarının organizatörüne dönüşüyor. Kişiler itibar suikastına uğrarken, kurumlar da güven aşınması yaşıyor. Güncel tabloya bir de bu yönden bakmak gerekiyor!


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaklaşan Etkinlikler

Firma Ekle

Firma Ekle
Firma Ekle